blog
Pek çok kereler imlâ ve dil bilgisi hocalığına soyunarak sevdiklerimden ayrı düşme noktasına geldiğimi kabul ediyorum. Ama bu sefer durum farklı. Yazım kılavuzu içeriğinde bir uyarı yapacak olsam da aslında tamamen görsel bir mevzu hakkında yazacağım.
Yazılar yazıyor, günlükler tutuyoruz. Kendimizi ifade ediyoruz, hiçbir sınırlama ve hakemliğe maruz kalmadan. Devamını oku »
Bayat bir mime daha hoş geldiniz. Değerli komşum MCS'den gelen, nerdeyse iki aylık olan bu mimi cevablamaya çalışacağım müsadenizle:
Niçin blog yazıyorum?

Aslında bu soruyu analitik olarak düşünmek gerekirse, yazdığım yazılara bakılarak genel bir konsept ortaya çıkıyor. Öncelikle daha önce verdiğim bir röprötajda da bahsettiğim nedenlerim vardı. Ama tek bir nedenle yazmıyorum ve yazma nedenlerim her yeni bir günde farklılaşıyor.
Şimdiye kadar bu mimin geldiği yerlere şöyle bir göz attım, arkadaşlar genelde benzer nedenlerle blog yazıyor. Bazen birine sen de blog yazsana dediğimde gelen cevap şu oluyor: Neden? hem ne yazacam ki? Böyle düşünen kişilere cevab veremiyorum. Çünkü anladım ki bu iş zevk meselesi. Yani aslında ben zevkine yazıyorum. Daha da açık söyleyebilirsem: Yazdığımda zevk alıyorum, o yüzden yazıyorum.
Bunun da nedenleri özel olarak incelenebilir, ben yazarım ama kim okur, onu bilemem. Sosyolojik tahliller yapmak gerekseydi bunu da açıklardım ama okunmayacağını ya da en azından okurken zevk vermeyeceğini düşündüğümden daha fazla uzatmak istemiyorum. Ama elimde değil, uzatmam lazım, benim karakterim bu. Yine de maddeler halinde kısaltmaya çalışacağım.
- Blog yazarken zevk alıyorum, okunduğumu hissettiğimde zevk alıyorum, birilerinin beni önemsediğini gördüğümde zevk alıyorum.
- Bazen birilerine yardımım dokunsun diye yazıyorum. Bilmediğim pek çok şeyi Gogıl amcaya danışıp öğrendim. O yüzden birileri de bu yolla bilgiye ulaşsın diye yazıyorum. Ben yazıyorum Gogıl amca indeksliyor, böylece merak edip arayan Gogıl amcadan bana ulaşıyor. Bir şeyler verebiliyorsam ne mutlu.
- İç dökmek de güzel bir sebep...
- Para kazanmak da öyle...
Kısaca zevk almasaydım blog yazmazdım. Zevk için yazıyorum.
Bu saatten sonra bu mimi olsa olsa Ömer'e gönderebilirim. Bayat mimi kim n'apsın...
Ne zaman bloguna baksam "bilmemkaç kişi online" yazısını görüyorum. En aşağı 9 kişi gördüm. Saat gecenin ikisi ya da sabahın dokuzu olsa da farketmiyor. Her an birileri Eda hanımın blogunda bir şeyler yapıyor. İnsan tabi kıskanmaz mı? Ah be, benim de bi' el emeğim olan şu bloğa her an birileri girse, orayı burayı okusa demez mi insanoğlu. Ben diyorum şahsen. Hatta rastgele sayı atayan bir php kodu yazmak aklıma geliyor, mesela Şu an xxx kişi sitede desin, xxx yerine de rastgele sayıyı koysun, onu da sitede şu sağ üst köşede, yan tarafta okuyalım. Gerçekten o kadar okuyucumuz olmasa da kod yazdık diye hiç olmazsa kendi kendimizle övünürüz. Fena mı olur?
Bu arada az evvel 9 olan rakam bir anda 22'ye fırladı. Hayret doğrusu...
Ey okuyucu, bize de gel biz de buradayız!
Ben küçükken pek çok şey olmak istemiştim. Aralarında mühendis olma isteği de vardı ama adı "Elektronik Mühendisliği" değildi. Belki o küçük dünyamda, o zamanlar için sevdiğim bir ders olan matematikle, ne olduğunu şimdi bile tam anlamıyla çözemediğim mühendisliği birleştirmiştim ve Büyüyünce ne olucan bakıyım? sorularına bilip bilmeden Matematik Mühendisi! derdim.
O zamanlar ilkokuldaydım. Küçüklükten beri boğazlarım şişer (kaç tane boğazımız var ki "boğazlarım", çoğul olarak kullanırız?), doktorlar da hep birkaç Penisilin ve ardından da bir Penadur şeklinde iğne verirlerdi. İğne olmaya her gidişimde hastanelerden, hemşirelerden ve doktorlardan hazzetmez oldum. Bundandır ki hiç "ben doktor olucam" demedim. Ama belki ortaokul dönemimde az biraz okuduğumdan olsa gerek, yazar falan olsam süper olur diye aklımdan geçmedi değil.
Lise yıllarıma geldiğimde öyle aman aman kitap okuyan biri değildim. Ama özellikle Monte Kristo Kontu'yla başlayan dünya klasiklerini okuma dönemimle, bende bir yazma merakı başladı. Bu zamanlar Deli çağı olarak adlandırılan karşı cinse farklı bakış dönemiyle aynı vakte tekabul eder. Dolayısıyla ya arabesk ya da edebiyata olan merakın artması gayet doğaldır sanırım.
İşte ilk yazmalarım, bu zamana denk düşer. Şiir okumazdım ama yazardım. Hatta kendi şiirlerim haricinde şiir okumaktan nefret ederdim. O şiirlerimi de o kadar çok severdim ki, her efkâr zamanı dilime dolanmış bir şarkı gibi tekrarlardım kendimce. Sonra o deli çağım bir nebze geçti. Bir yerlerden geldiğini sandığım o kelimeler de beni bıraktı. Zaten sevilenden de yüz bulamamışlığın verdiği acıyla, şiir yazma merakı da sona erdi.
O zamanlar Ömer'in de desteğiyle geyik bir roman denemem olduysa da, fazla tutmadı ve devamı gelmedi. Ama yazı yazmaya olan merakım bitmemişti.
Ben kendimce yazılar yazardım falan ama öyle elle tutulur, süper yazılar değildi hiç. Sadece bir hobi, ya da egomu tatmin etme çabası olarak kaldı. Yazılarımın pek çoğunu ya sadece bir iki arkadaşla paylaştım, ya da sadece kendime sakladım. Belki de öyle gerekiyordu.
O yıllarda bilgisayar ve internet bu kadar ayyuka çıkmamıştı. Özellikle de "blog" diye bir kavram yoktu. Ben internete merak sardığımda ise yazı yazmayı internette yayınlamakla birleştirememiştim. En büyük hatayı sanırım o dönemde yaptım. Site yapmaktan falan zevk alırdım ama öyle acayip yazılar yazmanın peşinde koşarak bunları internette yayınlamak nedense hiç aklıma gelmemişti. Sonra hayat meşgalesinden olsa gerek, hiç yazı yazasım kalmadı, ya da bir şekilde ben o yoldan soğudum.
Bilgisayarım olmadığı zamanlarda (yani bir ara yoktu, bozulmuştu), "keşke bilgisayarım olsa da bir şeyler yazsam" diye düşünürdüm. Sonra bilgisayarım oldu, sadece oyun oynayarak vaktimi geçirdim. Bir ara internetim yoktu, "keşke internetim olsa da şunları şunları da yapsam" dedim ama bu sefer de internetteki başka meşguliyetler beni aklımdakileri yapmaktan alıkoydu. Sonuçta aklımda olup da yapmayı istediğim pek çok şeyi yapmadım, belki de yapamadım.
Şimdi bakıyorum da, "blog" kelimesini görüp tam kavrayamadığım gün, bir internet kafedeydim ve "lan bu tip site yapma iyiymiş, çok kolaylık sağlıyo be, iyi valla" dedim sadece. Hemen gittim, Blogger'a (o zamanlar blogger yoktu, sadece Blogspot vardı) bir blog aldım ne olduğunu bilmeden, kavrayamadan. İşte belki de ne olduğunu anlamış olsaydım ve belki de evden internet bağlantım olsaydı, bugün "blog" nedir ne değildir, tam anlamıyla bir şeyler yapmış biri olarak burda bulunuyor olabilirdim. Ama artık çok geç.
Bu yazı yeterince fazla uzadı, nacizane kanaatim. Ben aslında "Çok Yalnızım" diyecektim, ama hep böyle oluyor. Bir başlık atıyorum, konu farklı mecralara sürükleniyor ve ben konuyu başlıkla birleştiremiyorum. O yüzden şimdi başlığı değiştiriyorum ve bir başka yazıda devam etmek niyetiyle burada bu yazıyı bitiriyorum.
Neyse bakalım hayırlısı....
Java öğrenmeye başladığımdan beri doğru düzgün Java Türkçe kaynak bulmakta sıkıntı çekiyorum. Bu gayet doğal çünkü herkes, öğrenmesi ve uygulamaları çok daha basit olan C# (C Sharp)'a yöneliyor.
Böyle bir ortamda Java hakkında Türkçe şeyler bulmak elbette zor, ama imkansız değil. Cep telefonuyla alakalı bir Java projesi yapmam gerektiğini yakın arkadaşlarımla paylaşmıştım. Türkçe kaynak ararken de geçenlerde güzel bir site buldum. Adresi şöyle: www.java.name.tr Devamını oku »




Son yorumlar
9 saat 16 dakika önce
19 saat 58 dakika önce
19 saat 59 dakika önce
1 gün 6 saat önce
2 gün 4 saat önce
2 gün 12 saat önce
2 gün 12 saat önce
2 gün 13 saat önce
2 gün 13 saat önce
3 gün 5 saat önce