Blog Günü
Perşembe günü İstanbul'a gittim, Parkyeri'ne staj görüşmesi için. Mülakat yaptılar, biraz streslendim, biraz da sorular zor geldi, daha doğrusu böylesini beklemiyordum. Sonra bir de Ankara'ya geri döndük, Ömer'le. Yol yorgunluğu o biçim. Üç gündür ne zaman uyudum, ne zaman uyandım, anlayamadım.
Dün malumunuz Galatasaray şampiyon oldu. Fenerbahçeli olarak üzüldüm, ama tebrik ederim kendilerini. O da bir yük getirdi psikolojik olarak tabi. Bir de merak ettiğim bir "multi-site" mevzuu vardı, Drupal'la (Drupal'le mi demeliydim yoksa?) alakalı olarak. Onu kavramaya çalışıyordum, bir türlü beceremedim ne yazık ki.
Bu hafta blog günümüz, Blog Ödüllleri'nin eğlence kategorisinde (zaten daha önceden de gönüllerin şampiyonuydu) birinci olan Şevval'de. İşte benim başımdaki bunca çilenin ardından, Şevval'in güncesi ilaç gibi geldi, ne yalan söyleyeyim... Aldığı ödülün hakkı var yani, tam eğlencelik blog
Çok değil, birkaç yazıya göz attığınızda, Devamını oku »
Blog Günü kutlamaları çerçevesinde geçen hafta Başak Esin'deyik. Hazır gelmişken bir de Dilek'e uğrayalım dedik. Bu hafta gün Dilek'te.
Aslında ilk gözüme çarpan Dilék yazısındaki é harfi olmuştu. é dediğin İspanyolcada ve Fransızcada var, onu biliyorum. Fransızcayla aram iyi değil ama İspanyolca desek, şöyle bir şeyler aklıma geliyor: ´ bir aksan işareti. Yani e harfinin üstüne bundan koyarsan (é) hecenin o kısmı baskın olur. Bu düşünceyle Dilék deyin bakayım. Bir sinirlilik ya da şaşkınlık hakim değil mi? Sanki Dilek'e bağırıyormuşsunuz ya da hiç ummadığınız bir anda gelmiş gibi
Yani ilk dikkatimi çeken bu (´) işaretiydi. Değişik, ilginç gelmişti bana.
Neyse, gün hazırlıklarını da tüm vize çalışmalarna rağmen aksatmamış ve bize sağlıklı beslenmemiz adına yeşili bol bir çalışma sunmuş
Ellerine sağlık diyorum. Ben zaten eti o kadar da sevmem, Yani vejeteryan değilim ama illa et diye de tutturmam. O yüzden sıkıntı yok 
Başak'ın söylediğine göre, Dilek'i Başak zorla blogcu yapmış. Hem de blog toplantılaını bile takip edecek kadar. İşe bakın, ben de pek çok kişiyi zorla yapmaya çalışmama rağmen başaramamıştım. Bir müddet sonra da vazgeçtim zaten. O yüzden bunu Başak'ın nasıl başardığını merak etmiyor değilim.
Bu arada bol bol sınav, proje, okul telaşesi Dilek'in blogunda gözden kaçmayanlar. Arada çok eğlenceli şeyler de çıkabilir, haberiniz olsun.
İşte Dilek:
http://dilekcetin.blogspot.com Devamını oku »
Bu hafta Blog Günü etkinlikleri vesilesiyle Besin'deyiz.
Besin, aslında Başak ve Esin oluyor. Kendisi mühendis adayı. Yani aynı kaderi paylaşıyoruz. Dolayısıyla yazılarında bunun etkilerlini görmeniz gayet doğal. Mesela geçenlerde Octave'ı bir yazısında görmüştüm, sonra bir de Bildirgeç'te denk gelince merak edip kurdum falan. Octave dediğim bir matematik ve mühendislik yazılımı.
Elektrik elektronik ve bilgisayar mühendislikleri adına önemli bir kuruluş olan IEEE'nin de her okulda bir kolu olur. Başak Esin de bu kolun başkanı olma şerefine nail olmuş. Şu yazılardan bunu anlamak mümkün.
Bu arada Wordpress'in her yeni sürümüyle beraber kendi blogunu da yeniliyor. Bence sıkıcı bu, yani ben de öyle yaptım uzun zaman. Ne vakit Drupal'ın yeni bir sürümü çıksa, hemen güncelliyordum. Sonra bıraktım, sıkıcı gelmeye başladı.
Besin bu hafta gün için bize börekler yapmış. Siz de uğrayın bloguna, güzel şeyler var:
www.basakesin.net
Kendisine Ömer kadar bonkörce olmasa da, bir altın Ipod veriyoruz 

Blog Günü şenliklerinde geçen hafta Mınar'daydık. Bu hafta da Sheker'deyiz.
Sheker, bir ÖSS yolcusu. Pek çoğumuzun geçtiği bu engelden o da başarıyla geçmeyi planlıyor. Okulun son dönemleri olduğundan pek bir melankoli ve sıkıntı halinde olduğunu sanıyorum. En azından ben öyleydim. Bahar ve yaz havalarının da etkisiyle ÖSS işi bana hep zor gelmiştir. Neden böyle önemli bir sınavı yaz gününde yapmak zorundayız ki...
Neyse. Sheker'e sınavda ve çalışmalarında başarılar diliyoruz. Üşenmemiş pastalar, kekler yapmış. Güne gayet güzel hazırlanmış yani.
Pınar bir ons altınla gelmiş, Dilek'i de şaşırtıcı bir biçimde benzer altınıyla gördük
Zenginler demek ki
Hülya da altın kafesle gelmiş ki çok manidar olan açıklamasını da yapmış.
Ben de Fenerbahçeli olarak kendisine bir Fenerbahçe Cumhuriyeti Altını takdim etmek istiyorum 

Evet, başlıkta ipucunu verdiğim gibi, Blog Günü ikinci sezonun ilk bölümü (s02e01) olan "Mınar'ı Ziyaret"i yayınlıyorum.
Mınar, dediğim bizim Pınar. Kendisi, Hoşaf'a en çok mim gönderenimiz ve kadrolu yorumcumuz olarak nam salmış bir zattır. Dört bir yanda adına günler düzenlenir
. Kendisi her ne kadar, geçenlerde bir ara blog güncesini askıya almış olsa da, tekrar yazmaya döndü ve bütün hızıyla yazmaya devam ediyor.
Blog Günü vesilesiyle kendisini ziyaret ettik. Gittik gördük, saçını boyatmış ve daha da boyatmaya devam edecekmiş. Bununla beraberinde blogunun temasıyla da oynamaya devam ediyormuş. Kim bilir, belki saç rengini de blog rengiyle aynı yapar bir gün 
Bloguyla konuşan pek çok blogcu gördüm ama bloguyla diyaloğa girenini ilk kez görüyorum desem yeridir. Bu yeni bir blog akımı olmalı bence. Bir yanda blog, bir yanda blogcu, atışsınlar konuşsunlar. Süper olur yani. Pınar bunu çoktan yaptı bile!
Bol bol da edebi yazılarla karşımıza çıkan Mınar'ın fıkraları da süperdi. Yine devamı geleceğinden ve bizi güldüreceğinden de eminim.
Bir de bugün, gün için ancak altın kase bulabildim, bu da altın nasılsa, değil mi? 
Blog Günü birinci sezonun finalini Guijarrra'da yapıyormuşuz. Hatta yaptık ve bitti bile. Ben yine geç kaldım.
Guijarra'nın blogunu ilk görüşümde kendisini bir beden eğitimi öğretmeni olduğunu düşünmüştüm. Her yanda Del Pierro resimleri ve kocaman dili, bir de en alttaki kocaman Galatasaray ateşi beni bu duygulara gark etmişti. Üstelik "guijarra" tam anlamıyla bir İspanyol nickine benziyordu. Hiç bunun anlamını falan sormadım. Nasıl okunduğunu da. O yüzden bunu hiharra diye okurum hep. Yanlışsam yanlışsın desin 
Sonradan sonraya farkettim ki kendisinin beden eğitimi öğretmenliğiyle pek alakası yokmuş. Ama futbolla alakası pek çokmuş. Ekşi'de felan futbol yorumlarını okudum biraz, diyebilirim ki kendisi çok ciddi bir futbol yorumcusudur. Ben bile onun kadar futbol bilmem. Dikkat ediniz, "bile" dedim, zira bu ülkede futbolu icra eden, yöneten ve yorumlayan camia genelde (nerdeyse yüzde 99) erkeklerden oluşuyor. Neyse futbolu boşverelim şimdi...
Bu arada, ben temayı bayramdan sonra değiştirmiştim. Sonra bi' baktım, Blog Günü camiasındakiler de teker teker değiştirmeye başladılar. Aklıma şu yeni Avea reklamı geldi. Kadın şöyle bir şey diyor: Şimdi benden görürler, herkes yaptırır. İşte ben de öyle diyorum şimdi. Yağmur, Ömer ve Gui de benden gördüler herhalde 
Neyse efendim, işte Guijarra hanım da önce tümden patlıcan moruna sonra da mor beyazlara bürünmüş. Yeni temasının hayırlı olmasını diliyorum.
Fikr.in'de de yazmaya başlamış diye duydum.
Bakalım medyatik takipçi olarak nasıl yazılar yazacak. Bekleyelim, görelim! Orhan'ı mahfetmezse n'oluyum 
Siz de gidip bi bakın bakalım neler var bu cevherde:
http://guijarra.blogspot.com
Yeni yılda kendisine bir Kabriyo Hacı Murat hediye ediyorum, üstelik sahibinden 
Ömer Blog Günü projesinden bahsettiğinde "bi erkek ikimiz mi varız abi?" diye sormuştum. O da "bir de mecese var" demişti. Ben de kızların arasında kaybolmayacağıma sevinmiştim. İşte güne fark katan MCS...
Adı Mustafa Can. Benim bölümden bir arkadaşım var, onun adının baş harfleri de M ve C, üstelik soyadı da S ile başlıyor. Ama adı Mustafa Can Sarıca değil. Benim arkadaşım olan MCS, kendine emcies derdi. Tam Türk usulü yani. empeüç gibi bir şey. Ama bu Mustafa öyle demiyor, direk mecese diyor, kısaltmanın hakkını veriyor. Burdan kendisini tebrik ediyoruz. İngilazcaya hiç özenmemek lazım birader...
Neyse efendim, bu uzun girişin ardından, sadede gelelim. Bu hafta güne kendisine gittik. Blog Günü şenlikleri beşinci haftayı nerdeyse geride bırakmışken, ben Yağmur'un altınını bu kadar geç verince, ister istemez bu da geç kaldı. Buyrun blogunu göstertelim:
http://mcsarica.blogspot.com/
Öncelikle kendisinden gelen Hayali(mi)m'i unutmadım. Yalnız uygun bir vakit bulup yazamadığımdan böyle geç kaldıkça her şey geç kalıyor.
MeCeSe blogunu gayet serbest yazıyor. Ben daha önce de Aslı'da bunu görmüştüm ve ona da bu durumu kıskandığımı söylemiştim. Şimdi aynı şeyi Mustafa'ya karşı da söylemezsem olmaz. Bazen işte tam böyle düşünüyorum. Blog dediğin böyle olmalı kardeşim! Okunma kaygısı olmamalı, benim gibi yazmak için kasmamalı. (Ben hep lafı kendime getiriyorum, görüldüğü üzere) Yani gerçekten kaygısızca yazabilmek lazımmış gibi geliyor bazen. Mustafa bunu iyi yapıyor.
MeCeSe'nin TechnoBakış.com diye de bir sitesi var, Teknolojiden felan bahsediyor. Görülesi bir site. Aslında kendisiyle bir içerik ortaklığı girişimi falan kursak fena olmaz hani. Bir de Ben Çocukken var ki dillere destan. Mustafa bunu iyi düşünmüş gerçekten. (Deli Emin gibi şerrefsizim aklıma gelmişti demeyeceğim ama aklıma gelebilirdi ve yine de ben böyle bir şey yapmayabilirdim.
). Çocukken yaşananlar hep burda. Herkesin mutlaka başına benzer hadiseler gelmiştir. Üstelik geniş yazar kadrosuyla çok ilginç hikayelere yelken açıyorsunuz okurken.
E bu kadar kendisinden bahsettiğimiz bir adamın blogunu okuyun artık. Buyrun aşk ile:
MCS Blog
Bu hafta kafadan izinliydim. Günlerden Pazardı, hâlâ Ömer'den günün kimde olduğuna dair bir haber almamıştım. O arada kendi meşguliyetimden dolayı sormayı aklıma bile getirmemiştim. Sonra Merve geldi. "Ben Yağmur'un altınını geç hazırladım diyordum ama bu hafta kimsede ses seda yok" dedi ve ekledi: "acaba bu hafta gün yok da Ömer beni mi kekledi?"
Sanırsam bir tek benim haberim olmamıştı, Ömer İstanbul'a gitmişti, ben meşguldüm, diğerleri de biraz geç kalmışlardı felan fistan... Sonuçta Ömer ve Yağmur'la olan görüşmelerimizde benim habersiz olduğum ve yazı -pardon- altın işini biraz erteleyebileceğim söylendi. Yanlış anlaşılmışsa özür diler, kafama sıkar giderim icabında ama bu proje ve birkaç sınav beni yordu bu hafta... Kısaca kendi kendime bu kafa iznini uygun gördüm.
Neyse, geçen günümüz Yağmur'daydı...
Yağmur, origamileriyle blog dünyasında boy göstermeye başlamış, daha sonra kişisel blog çalışmasına da el atarak yelpazesini genişletmiş dinamik blogcularımızdan biri. Vaktiyle Ömer, sanki ben Yağmur'un blogunun tanıtımını yapablecekmişim gibi benden "şu arkadaşın blogunu bi' tanıtsan nası olur?" gibi bir istek istemişti de ben de "tabii, neden olmasın?" gibi bir cevap vermiştim. Sadece blogumda onun bloguna bir bağlantı vermekten daha fazla neler yapabilirdim bilemiyorum.
Daha sonraları Yağmur, blogunda programcılığa da el atacağından falan bahsetmişti, fakat hangi programlama dilini öğreneceğine tam karar verememiş ve kara kara düşünmekteydi. O da benim uzmanlık(!) alanım ya, hemen konuyla alakalı olarak o zamanki Sayfacıbaşı.com sitesinde bir yazı yazmıştım: Hangi programlama dilini öğrensem? Hangisinden başlasam? Şimdi konuyla alakalı olan bağlantıyı veremiyorum çünkü Sayfacıbaşı.com sitesinin makus talihinin bir tecellesi olsa gerek, hostingimiz çalışmıyor ve dolayısıyla sizi o müthiş yazımla başbaşa bırakamıyorum 
İlginçtir ki sayfacıbaşı.com o yazıdan sonra günde 50 ziyaretçi daha almaya başladı. Limk.com'da falan çıktı. Hasılı, varsa bir şöhretim, bunu Yağmur'a borçluyum diyebilirim. 
O sıralar bir de tişörtten bahsetmişti bir yazısında. O tişörtü çok beğenmeme rağmen alışveriş gibi bir mevzuyla çok yakından alakalı olmadığım için olsa gerek, o zaman almaya çalışmamıştım, sonra da unuttum. Şimdi aklıma geldi ama bu sefer alabilir miyim bilemiyorum.
Yağmur'la bu şekilde bir tanışma-kaynaşma ortamımız oldu. Bilen bilir, ben çok blog okumayı sevmem. Kendisi de kusuruma bakmasın, çok iyi bir takipçisi olamadım pek. Ama ara ara cidden bakıyorum böyle, sanatla alakalı her telden yazabilen ender kişilerden. Kâh tiyatro, kâh sergi, kâh sinema, müzik, resim... Süper sanatsal yani! Origamisinin de ayrı bir yeri var.
Şimdi de Egzel 2003'e el atmış (Microsoft Office 2003 Excel, evet doğru bildik). Güzel de bir hedır yapmış (header... Türkçesi yok mu bunun?!) ellerine sağlık. Excel'de ciddi işler çevirecek olan kişilere de yaralı olacaktır eminim. Bana mı? Yok canım, ne işim var egzelle falan... 
Bugün aklıma geldi bu da; Yağmur cidden iyi bir müzikal blogcu. Ben de popüler müziğe aşina bile değilim. Yine yakından tanıyanlar metalci ruhumdan haberdardırlar. Bilmeyenler de her an öğrenebilirler. O yüzden, aynen vizyon filmleri izlemediğim gibi, popüler şarkıları da dinlemem. Ama bazen Turkblog.info'ya pop ya da çok dinlenen parçalardan koymak istiyorum. Ama o tip müzikleri de takip etmediğimden bilmiyorum. Dolayısıyla bir kaynağa ihtiyacım oluyor. Bundan sonra bu sorunumu da Yağmur'un blogu sayesinde çözebilirim.
Yağmur bana karşı ne kadar da yardımsever değil mi, kendisi bunun farkında olmasa da... 




Son yorumlar
2 saat 24 dakika önce
17 saat 20 dakika önce
21 saat 28 dakika önce
21 saat 56 dakika önce
22 saat 1 dakika önce
1 gün 3 saat önce
1 gün 4 saat önce
1 gün 4 saat önce
3 gün 23 saat önce
4 gün 5 dakika önce