Anı

Güncemi itiraf.com'a çevirmeyeceğim hayır. Başlıktan böyle bir sonuç çıkarmamalıydınız Sticking out tongue

Bu olay yıllar yıllar öncesinde oldu. Belki o zamanlar ben de çok büyük sayılmazdım ama bu dövenler benden de küçüklerdi.

Bir önceki yazıma Pınar'ın yaptığı yorumu görünce aklıma geldi. Aynı Pınar'ın başına gelen gibi, bir gün yolda giderken birkaç küçük velet gördüm. Tam ben yanlarından geçerken, biri zıplayıp bana tokat attı. Yani veletler o derece küçük, yoksa benim boyum da 1.60-65 falandı o zamanlar, öyle Mehmet Okur gibi değilim kısaca. Sonra ben yediğim tokada sinirlenip bir laf ettim tabi, onlar da hep beraber bana daldılar. En maceralı günlerimden birini yaşamıştım. Birkaç yumruk ve tekmenin ardından yere kapakladığımda, Allah'tan mahalle sakinlerinden birileri, uzaktan da olsa "loluyo len orda!" deyince, veletler korkup kaçmışlardı. Ben de karnıma, suratıma ve bilumum yerlerime geçirilen yumruk, tekme ve tokat karışımlarıyla kaldım.

Dayak yemek, özellikle de kendinizden küçük bir grup tarafından dayak yemek psikolojik olarak bünyeye fazla gerilim verebilir, devreleri yakabilir. Dikkatli olmak lazım.

Dün gece Ankara'da bir deprem yaşadık. Ben daha önce 17 Ağustos depremini Eskişehir'de yaşadığım için bana çok "feci" gibi gelmedi ama Ekşisözlük'te external herkes "çok feciydi", "altıma ettim" gibi cümlelerle şiddetini anlatmaya çalışmışlar. Tabii şiddetliydi ama ne bileyim, ben o kadar da şeyetmedim yani.

17 Ağustos depremi olduğu zaman da internette çet yapıyordum. O zaman Emesen yoktu tabi. Mırç vardı [mIRC]. Taa 1999'dan bahsediyoruz. Saat de gece 3. Hey be...

Tabii ki o günlerden kalma eğlenceli anılarımız yok. Bana o günler hep garip ve şaşırtıcı gelmiştir. Liseyi Çankırı'da okudum. Yurtta kalıyorduk. İlk haftalarda muzur arkadaşlar gelip yüzümüzü ayakkabı boyasıyla boyamasın diye odamızın kapısını kilitlesek mi muhabbeti olmuştu. Çankırı'da uzun müddet yaşamış fakat sonradan Ankara'ya taşınmış bir arkadaş vardı. Yıllar sonra liseyi okumaya o da bizim okula gelmişti ve aynı odada kalıyorduk. Bu kapı kilitleme muhabbeti geçtiğinde, bu arkadaş kapıyı kilitlemeyelim dedi, Çankırı'da deprem falan oluyor, hem çıkışımız zorlaşır hem de deprem sırasında kapı eşiklerinin altına sığınmak gerekebilir.

Bu konuşmadan sonra ben hayatta gerçekten bir "deprem" olayının olduğunu anladım. O zamanlar yaş 15. Nedense 17 Ağustos 1999 günü, deprem bize selam çakmadan birkaç dakika (ya da saat, tam emin değilim) önce, işte bu yukarıda bahsettiğim diyalog aklıma geldi. Düşündüm, Eskişehir'de de deprem oluyor mu acaba? Hatta ardından Yok canım, ne depremi... gibi şeyler de aklıma gelmişti. Hissi kablel vuku diyeceğim ama yanlış anlaşılır diye korkuyorum. Neyse, ardından da deprem olmuştu.

Bu olaya hâlâ şaşırırım ben. Gariptir, şaşkınlık vericidir. Üstüne ne yorum yapsam yanlış olur yani. Depremi anlatmak da hoş bir şey değil zaten. Bu da böylece bir anımdır diyerek, yazımı noktalıyorum.

Deprem hayatımızın kaçınılmazıysa, Allah'tan en az sıkıntılı olanını diliyorum.

RSS'e üye olun da reytingimiz artsın!

Son yorumlar

Yeni yazılardan e-posta ile haberdar olmak için:

Kullanıcıyım, giricem!