Hediye

Blog yazmak konusunda aslında o kadar iddialı ve de bilgili sayılmam. Bazen popüler blogcuların bloglarına takılıyorum ve çok enteresan şeyler buluyorum, mesela. Şimdi o enteresanlıkların birinden bahsedeceğim.

Malumunuz İngilizce bloglardan da istifade etmek gerek. Her ne kadar İngilizce bloglara şöyle bir göz gezdiriyor olsam da bir türlü İngilizce blog yazamayışım, onlarla fazla alakadar olmamı da engellemiştir.

Aslında bu noktada içten içe bazı şeylerin zorluğunu yaşıyorum, mesela İngilizce bir blog, tamam üç aşağı beş yukarı anlıyoruz fakat bilmediğim kelimeler çok. Ne yapayım, tembellik ediyorum ve ilk birkaç kelimenin anlamını sözlüten baktıktan sonra devamını getiremiyorum. Dolayısıyla o yazı benim için bitiyor. İster çok faydalı olsun isterse eğlenceli, yine de pek çok İngilizce blogu tam anlamıyla okumaya ve anlamaya uğraşabilmiş değilim henüz.

Neyse geçelim benim şahsi meselelerimi de, şu bulduğum yazıdan az biraz bahsedeyim ben size. Adam harbi yazmış. Biz blog yazarları için çok ehemmiyetli bir mevzu olan "blog ziyaretçilerinin gözünden bir psikolojik analiz" yapmış. Gayet de faydalı olmuş. Pek çok maddeyi zaten biliyor olduğumdan fazla şaşırmadım ama bir tanesi çok ciddi dikkatimi sündürdü.

Diyor ki, blog ziyaretçileri bedava verilen şeylerden çok hoşlanırlar. Burda benim kafa bi' dan etti. Ben de çok sevgili blog ziyaretçilerime bir şeyler vermeliyim ama ne versem bilemedim. İngilizce bloglarda beleş e-book gibi örnekler görüyorum. Mesela blog SEO üzerine, dolayısıyla adam kendi yazılarından bir e-book derlemiş. Diyor ki, yazılarıma abone olursan, bu ebook sana beleş. Dolayısıyla ziyaretçi epostayla abone oluyor ve sevgili blog yazarımız bir okuyucu daha kazanıyor.

Kaleciye gol atana marbora

Benim ebook yazma gibi meziyetlerim yok ama beleş bir şeyler vermek illa ki gerekiyorsa size sevgimi ya da duamı falan verebilirim. Evet ciddi diyorum. Gelin blog yazılarıma abone olun, ben de sizlere dua edeyim, hem de beleş. Nasıl ama?

İşte gerçek hediyeli abonelik diye ben buna derim.

Uzun uzun yazmayalı çok uzun zaman oldu. Bayram geçti, tebrik edemedik. Neyse geç kalmışsak da yine de okuyucularımızın bayramlarını tebrik ediyoruz. Neden "biz" ifadesini kullandığımızı da tam çözemedim ama...

Bu sene de Kurban bayramının hac mevsimine denk geldiğini hatırlatmama gerek yok sanırım. O değil de yılbaşı da yaklaştı. Hristiyanların Krismıs bayramı da Kurban'a denk geldi. Onlara da Hepi Krismıslar diliyoruz. Bu arada İspanyolcasını da yazmazsam içimde kalır: Feliz Navidad!

*** (Konu değiştirme üç yıldızı)

Son günlerde inexpensive software ve benzeri başlık ve içerikte spam postalar almaktayım. Bunlar o kadar arttı ki... Bi' ara, ahlak dışı öğeler barındıran spamları bile ortalıktan sildiğini hissettim. Allah'tan Yahu ile Cimeyl'in spam filtresi bayağı iyi işliyor.

***

Bayramda internetim yoktu. Eskişehir'deydim. Vardı da net başında geçirebileceğim o kadar vaktim yoktu. O sıra siteye de bakamadım. Bir ara bakıyım dedim, bir de ne göreyim, bloglama reklamları yüzünden site açılmıyor. Bir de Internet Eksplorır'ın beceriksizliği sürüyor dediler. Ben de baktım, IE ile hoşaf.org harbi hoşafa dönmüş, en iyisi basit bi' tema ile izleyenlerin karşısına çıkmak olucek dedim kendi kendime... ve temayı gördüğünüz gibi değiştirdim.

***

En çok okunan yazılarımdan biri olan Evlerinin Önü Boyalı Direk Flamenko Tangos Sürümü'nde konu mankeni olan Öykü Gürman ve kardeşi Berk Gürman sonunda albümlerini çıkartmışlar, üstüne bir de klip çekmişler. Ben pek beğenmedim ama onu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Yeni ve orjinal klip şurda.

***

Cep telefonuna Cava procesi yapıyorum ya, artık duymayan kalmadı sanırım. Duymayan kaldıysa duysun diye yazıyorum. Yalnız bende Java destekli telefon yok. Dolayısıyla yaptığım projeyi deneyebileceğim bir platforma ihtiyacım var. Aynı Müslüm Gürses gibi ihtiyaacııımm var. O bakımdan, telefonumu yenilemeye karar verdim. Bana gerekli olan özelliklere sahip, paranın alabileceği en ucuz ve -hepsinden önemlisi Nokia - telefon olarak da 2630'u uygun buldum. Bugün yarın alıyorum inşallah.

***

Bugün Ömer'le buluşup muhabbet ettik. Bana taa İstanbullardan, İnehk hanfendiden bir hediye getirdi. En büyüğünden bir küçük Topitop. İnehk ablaya burdan saygılar sunuyorum. Kendisiyle ne kadar hiç konuşmamış, görüşmemiş hatta tanışmamış olsak da, pek sevindirik oldum. Ömer'den Emesen adresini alabilirsem belki tanışırız.

***

Böyle kısa kısa nolar gibi yazıp araya üç yıldız sıkıştırmak da güzel oluyormuş. Okuması da yazması da kolay. Ben de böyle blog tutmaya başlayayım en iyisi. Belki okuyucu sayım da artar. Reklam gelirlerim falan yükselir... Kim bilir... Bu arada Atsens'ten alacağım meblağ 100 doları geçti. İki ay sonra efetemi yatırırlar inşallah. Bu ilk olucak. Üç büyük senenin ardından 100 dolar. Heyecanlandım falla...

RSS'e üye olun da reytingimiz artsın!

Son yorumlar

Yeni yazılardan e-posta ile haberdar olmak için:

Kullanıcıyım, giricem!