mim

Çilekli Süt hanım şöyle bir şey yazmış vaktiyle. Bu bir mim mi değil mi, yoksa nedir, ben tam çıkaramadım. Ama mimmiş gibi cevaplamaya çalışayım.

Bu seferki operasyonumuz blog ya da sitelerini sık ziyaret ettiğimiz arkadaşların linklerini verip haklarında birkaç not yazmak.

İşte onlar zaten benim sağ sütunlardan soldakinde "Takipteyim" adıyla geçen kısımda yazıyorlar. Şimdi sırayla gidelim;

Bağlantı

Merak Ettim de: Mer mer Ömer'in çalışması. Merak ediyoruz, cevaplıyor kendisi.

TekmeTokat: Okan'ın blogu. Uzun zamandır keyifle okuyabildiğim nadir bloglardan biri. Cidden okurken keyif alıyorum. O kadar da keyfime düşkünüm yani.

Guijarra: Merve örtmenimin blogu. O da Blog Günü tayfasından tanışıklığımız olan biri. Bol bol da çet yapıyoruz. İlginç anılarını anlatıyor blogda.

MCS: Mustafa Can'ımız gayet kuul ve friy takılıyor. Üstadımızdır kendisi.

İnehk: Farklı mecraların insanları bu İnehk ve tayfası...

Çilekli Süt: Yükselen Başak yükseldikçe yükseliyor, durduramıyoruz...

Serpito: Teknik taktik...

Tatlıcadıca: Yine Blog Günü'nden bir arkadaş; Aslı

Mınar: Hoşaf.org'un daimi yorumcusu Pınar

Besin: İzmir'den elektronikçimiz Başak Esin

Renkli Blog: Flashçı Erman

Nihilanth: Her şeyci Nihilanth

Kayhanoviç: Laptop kırıcı Kayhan

Mandalina: Yeni dikkatimi çeken Mecburi İstikamet

Şimdilik bu kadar. Bir dahaki mimde görüşünceye dek, esenlikler dilerim.

Etiketler:

Lost bağımlılığının kesmediği şu günlerde Heroes'a da el attım. İlk 12 bölümün ardından Peter ve Hiro'yu favori karakterlerim olarak gördüm, öpüp başıma koydum. Yalnız davranış biçiminden ötürü de Peter'ın abisi Nathan'ı kendime yakın buldum. O yüzden beni o oylamaya katsalardı Nathan Petrelli'ye hayatta oy vermezdim.

Neyse boş verelim şimdi Nathan'ı, oyu falan da, cheerleader kızımızı save edelim. Bizim amigo kızı kurtarma operasyonumuz biraz farklı olacak: Mim cevaplama. Sevgili Hakkı Ceylan bey, Blograzzi'den rastgele seçtiği birkaç kişiyi mimlemiş. Ben de bu şerefe nail olmuşum. Kendisini tanımam, lâkin madem mimlemiş, biz de yazalım bir şeyler.

Mimde sahip olmayı isteyeceğim üstün nitelikler sorulmuş. Aklıma hemen dil bilmek geldi. Böyle her gittiğin yerde insanlarla anlaşabilmek, onlarla aynı dilde ve aynı frekansta konuşabilmek, daha kolay sosyalleşebilmek hatta mümkünse Heroes'taki polis memuru Matt Parkman gibi insanların düşüncelerini onlar leb demeden okuyup kuruyemiş tabağını uzatabilmek ne hoş olurdu... Ama bu kadar göbekli ya da iri olmak istemem, tarzım değil Sticking out tongue

Matt Parkman: Düşünce okuyan adam

Bu mimi çok sevgili blog komşum Mustafa'ya gönderiyorum. Kendisi isterse bu mimi bu blogda bile cevaplayabilir. Laughing out loud

Bayat bir mime daha hoş geldiniz. Değerli komşum MCS'den gelen, nerdeyse iki aylık olan bu mimi cevablamaya çalışacağım müsadenizle:
Niçin blog yazıyorum?

Günlük Selçuk Erdem Yazı

Aslında bu soruyu analitik olarak düşünmek gerekirse, yazdığım yazılara bakılarak genel bir konsept ortaya çıkıyor. Öncelikle daha önce verdiğim bir röprötajda da bahsettiğim nedenlerim vardı. Ama tek bir nedenle yazmıyorum ve yazma nedenlerim her yeni bir günde farklılaşıyor.

Şimdiye kadar bu mimin geldiği yerlere şöyle bir göz attım, arkadaşlar genelde benzer nedenlerle blog yazıyor. Bazen birine sen de blog yazsana dediğimde gelen cevap şu oluyor: Neden? hem ne yazacam ki? Böyle düşünen kişilere cevab veremiyorum. Çünkü anladım ki bu iş zevk meselesi. Yani aslında ben zevkine yazıyorum. Daha da açık söyleyebilirsem: Yazdığımda zevk alıyorum, o yüzden yazıyorum.

Bunun da nedenleri özel olarak incelenebilir, ben yazarım ama kim okur, onu bilemem. Sosyolojik tahliller yapmak gerekseydi bunu da açıklardım ama okunmayacağını ya da en azından okurken zevk vermeyeceğini düşündüğümden daha fazla uzatmak istemiyorum. Ama elimde değil, uzatmam lazım, benim karakterim bu. Yine de maddeler halinde kısaltmaya çalışacağım.

  • Blog yazarken zevk alıyorum, okunduğumu hissettiğimde zevk alıyorum, birilerinin beni önemsediğini gördüğümde zevk alıyorum.
  • Bazen birilerine yardımım dokunsun diye yazıyorum. Bilmediğim pek çok şeyi Gogıl amcaya danışıp öğrendim. O yüzden birileri de bu yolla bilgiye ulaşsın diye yazıyorum. Ben yazıyorum Gogıl amca indeksliyor, böylece merak edip arayan Gogıl amcadan bana ulaşıyor. Bir şeyler verebiliyorsam ne mutlu.
  • İç dökmek de güzel bir sebep...
  • Para kazanmak da öyle...

Kısaca zevk almasaydım blog yazmazdım. Zevk için yazıyorum.

Bu saatten sonra bu mimi olsa olsa Ömer'e gönderebilirim. Bayat mimi kim n'apsın...

Gui'nin geçen yıldan kalma mimini Ömer'le beraber benim hakkımda cevapladık. Buyrun:

Yemek olsam ne yemeği olurum?
Mideye oturan bir şey olurdum herhalde dedim. Ömer'e mideye oturan bir yemek söyle dedim, o da İmam Bayıldı dedi. Öyle diyorsa öyledir herhalde. Ama tehlikeli üçlüden oluşan bir yemek olmam daha mantıklı gibi. Tehlikeli üçlü dediğim: Et-Patates-Pilav. Bu üçünü bir arada yediğinizde, mide salgıları birbirinden farklı pH değerlerinde olduğu için mide yemeği hazmedeceği yerde, kendi salgılarını nötralize ediyormuş. Dolayısıyla, 4-5 saatte işi hallolacak bir yemek yerine bu üçlüyü yediğinizde hazmetme süresi 10-15 saate çıkıyormuş. Ertesi sabah da yatağınızdan yorgun uyanıyormuşsunuz. Öyle rahatsız ederim adamı ben.

Müzik aleti olsam ne olurum?
Ömer'e göre önce düdük olurmuşum, sonra da uyutan bir şey olurmuşum. "Keman gibi mesela" dedi. Ben şahsım adına bas gitar olacağımı düşündüm. Zira bas gitar pek farkedilmeyen bir enstrüman olmasının yanında derinden gider. Kendimi öyle gördüm ben.

Araba olsam ne olurum?
Ömer direk Bemeve dedi. Nedenini sorunca BMW sevgimi gösterdi. Ben kendimi hiç maganda arabası olarak görmedim. Laughing out loud Bizde BMW'ye maganda arabası derler Ama adamı yarı yolda bırakan bir Hacı Murat ya da Vosvos olarak gördüm bir an. Daha uyumlu geldi.

Aylardan hangisi olurum?
Ömere göre Ağustos. Çok ateşliymişim. Peeeh. Benim aklıma Şubat geldi. Soğuk biriyimdir hadd-i zatında. Zira bana biraz daha sabredebilirseniz, bahara erişmeniz kolay olabilir Sticking out tongue

Ayakkabı olsam ne olurum?
Ömer İskarpin dedi. Altı rahat ayakkabı sevsem de ayakkabı olsam ne olurum bilemiyorum. Ömer'e uyarak iskarpin diyelim.

Kıyafet olsam ne olurum?
Ömer'in buradaki cevabı mühim aslında. Diyor ki, "Dışardan bakınca resmiyet var, o bakımdan gömlek olursun. İçerdeyse bir cıvıklık seziyorum." [konuşmanın bundan sonrası off-record olarak yayından alınmıştır. Hoş olmayan şeylerden bahsetti, ben de yazmıyorum onları :D] Bense kendime takım elbiseyi uygun buldum.

Garip bir mim macerasının daha sonuna geldik. Bir dahaki mimde buluşuncaya kadar, sağlık ve esenlik dolu günler dileriz.

Üstünden bayağı bir vakit geçmesine rağmen unutmadım. McSarica bu mimi bana göndermişti. Adı Hayali(mi)m. Şimdi cevaplamaya çalışacağım.

Fotoğraf: tsoisi

Java Sun Microsystems

Benim hayalim Sun Microsystems gibi bir yerde Java'yla alakalı bir projede çalışmak. Şu an için altyapım tabi hazır değil ama, hayaller böyle olmaz mı zaten. Hem Java dediğin nedir ki? Sticking out tongue

O yüzden önce şunun gibi bir kütüphaneye ihtiyacım olacak;
Fotoğraf: Christophe Vanfleteren

Java Kütüphanesi

Sonra, bir de Java'ya meraklı bi' oğlum olsa mesela Sticking out tongue
Fotoğraf: tfdavis

Java çocuğu

Hatta bir de şöyle kitaba gömülse mesela Sticking out tongue
Fotoğraf: AndrewJ

Java bebesi

İşte mim dediğin böyle olur. Tabi bu Java modelinde, çocuğa bir de anne bulsaydık belki buraya uygun olurdu ama hayalin aslında yok, o yüzden eklemiyorum Smiling

Aslında daha farklı bir şekilde cevaplamayı düşünmüştüm, o yüzden onunla alakalı bir resim aramış, fakat bulamamıştım. Gui'ye de bundan bahsetmiştim. Velhasıl, bu mimin geç kalma hikayesi de budur diyerek ayrıntılardan kaçınalım.

Bu bayat mimi birilerine paslamak gerekirse, sevgili Guijarra'ya ve (bundan bir şekilde haberdar olursa) yazılarını beğenerek takip ettiğim Okan'a gönderiyorum.

"Mim" kelimesi hakkında polenüğe girmeyeceğim, zira mim başka bir şey.

En son Aslı'ya gitmiştik güne. Dedi ki, beni bu garip "mim" ucubesiyle baş başa bırakmış. Hemen cevaplıyorum;

1. Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?

Blogger kayıtlarına göre 22 Şubat 2004'te laf olsun diye başladım. İşte o yazı!

2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?

Aslında bu iki uçta gelgitler yaşıyorum. Bazen bir üslubum olsun hep onu devam ettireyim diyorum. Bazen de "ne bu resmiyet, kalıplara takılmışlık! yeter be!" diyorum ve bundan vazgeçiyorum. İki taraflı diyebiliriz belki. Emin değilim...

3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?

Evet zamandan feragat ediyorum. Nomal şartlarda bazı günlerim zaten bilgisayar başında geçiyor ve ne bulduysam, ne gördüysem onu buraya ekliyorum. Çok hoş olmuyor ama yine de özel bir feragat etme durumu varmış gibi hissetmiyorum.

4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?

O kadar popüler olduğumu sanmıyorum. Yani zorunluluk derken biri benden bir yazı mı bekliyor? Ya da böyle bir taahhütname mi imzaladım? Hayır. Öyleyse çok büyük bir okur kitlem olmalı ki bir zorunluluktan bahsedelim. Öyle bir okuyucu kitlem yok şu anda. Sayıları zilyonları bulan ve akın akın gelen ziyaretçilerim olursa, aynı zamanda da yorum yazarak harbi takipçi olduklarını belli ederlerse, belki böyle bir şeyden söz edebiliriz. Ama şu an öyle bir şey yok. Sadece eğlence var.

5. Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?

Bazen yol, hedeften daha önemlidir. Ne zaman hedefe ulaşırsan, o zaman yolculuğun keyfi biter. Mesela gitara meraklıydım, çok istiyordum. O zaman bunun hayali beni çok keyiflendiriyordu. Bir gün gitarım oldu ve artık hayali benim için bir şey ifade etmemeye başladı. Evet gitarım olmuştu ama o hayal bitmişti, çünkü hedefe ulaşmıştım. Daha sonra az da olsa çalmayı hayal ettim, onun hayaliyle yaşadım ve bir gün baktım ki zaten gitar çalbiliyorum. Onun da keyfi kalmadı.

Misalden yola çıkarak, blog yazmakta pek çok beklentim vardı, olmuştu. Örneğin bakınız bir üstteki cevap. Bir gün olur da zilyonlarca kişiden oluşan bir kitleye hitap etmeyi başarırsam ve başka bir beklentim ya da hayalim kalmazsa bırakırım. Ya da bu hayalimden de vazgeçersem o gün bırakabilirim. Bazı hayallerimi zaten gerçekleştirdim ve bazılarını da kaybettim. Şu an blogla alakalı çok hayalim yok. Başka projelere bakıyorum. Arada da experimental olarak blogu kullanıyorum. Yakın bir gelecekte blogla alakalı başka hayallere ya da projelere yelken açmazsam, o gün blog bitmiştir zaten.

"Mim"i MCS'ye yolluyorum. Hörmetler Mustafa abi! Senin "mim"i de bi' ara aradan çıkarıcam söz! Laughing out loud

Etiketler:

RSS'e üye olun da reytingimiz artsın!

Son yorumlar

Yeni yazılardan e-posta ile haberdar olmak için:

Kullanıcıyım, giricem!