Hoşaf
Çilekli Süt hanım şöyle bir şey yazmış vaktiyle. Bu bir mim mi değil mi, yoksa nedir, ben tam çıkaramadım. Ama mimmiş gibi cevaplamaya çalışayım.
Bu seferki operasyonumuz blog ya da sitelerini sık ziyaret ettiğimiz arkadaşların linklerini verip haklarında birkaç not yazmak.
İşte onlar zaten benim sağ sütunlardan soldakinde "Takipteyim" adıyla geçen kısımda yazıyorlar. Şimdi sırayla gidelim;

Merak Ettim de: Mer mer Ömer'in çalışması. Merak ediyoruz, cevaplıyor kendisi.
TekmeTokat: Okan'ın blogu. Uzun zamandır keyifle okuyabildiğim nadir bloglardan biri. Cidden okurken keyif alıyorum. O kadar da keyfime düşkünüm yani.
Guijarra: Merve örtmenimin blogu. O da Blog Günü tayfasından tanışıklığımız olan biri. Bol bol da çet yapıyoruz. İlginç anılarını anlatıyor blogda.
MCS: Mustafa Can'ımız gayet kuul ve friy takılıyor. Üstadımızdır kendisi.
İnehk: Farklı mecraların insanları bu İnehk ve tayfası...
Çilekli Süt: Yükselen Başak yükseldikçe yükseliyor, durduramıyoruz...
Serpito: Teknik taktik...
Tatlıcadıca: Yine Blog Günü'nden bir arkadaş; Aslı
Mınar: Hoşaf.org'un daimi yorumcusu Pınar
Besin: İzmir'den elektronikçimiz Başak Esin
Renkli Blog: Flashçı Erman
Nihilanth: Her şeyci Nihilanth
Kayhanoviç: Laptop kırıcı Kayhan
Mandalina: Yeni dikkatimi çeken Mecburi İstikamet
Şimdilik bu kadar. Bir dahaki mimde görüşünceye dek, esenlikler dilerim.
Blog yazmak konusunda aslında o kadar iddialı ve de bilgili sayılmam. Bazen popüler blogcuların bloglarına takılıyorum ve çok enteresan şeyler buluyorum, mesela. Şimdi o enteresanlıkların birinden bahsedeceğim.
Malumunuz İngilizce bloglardan da istifade etmek gerek. Her ne kadar İngilizce bloglara şöyle bir göz gezdiriyor olsam da bir türlü İngilizce blog yazamayışım, onlarla fazla alakadar olmamı da engellemiştir.
Aslında bu noktada içten içe bazı şeylerin zorluğunu yaşıyorum, mesela İngilizce bir blog, tamam üç aşağı beş yukarı anlıyoruz fakat bilmediğim kelimeler çok. Ne yapayım, tembellik ediyorum ve ilk birkaç kelimenin anlamını sözlüten baktıktan sonra devamını getiremiyorum. Dolayısıyla o yazı benim için bitiyor. İster çok faydalı olsun isterse eğlenceli, yine de pek çok İngilizce blogu tam anlamıyla okumaya ve anlamaya uğraşabilmiş değilim henüz.
Neyse geçelim benim şahsi meselelerimi de, şu bulduğum yazıdan az biraz bahsedeyim ben size. Adam harbi yazmış. Biz blog yazarları için çok ehemmiyetli bir mevzu olan "blog ziyaretçilerinin gözünden bir psikolojik analiz" yapmış. Gayet de faydalı olmuş. Pek çok maddeyi zaten biliyor olduğumdan fazla şaşırmadım ama bir tanesi çok ciddi dikkatimi sündürdü.
Diyor ki, blog ziyaretçileri bedava verilen şeylerden çok hoşlanırlar. Burda benim kafa bi' dan etti. Ben de çok sevgili blog ziyaretçilerime bir şeyler vermeliyim ama ne versem bilemedim. İngilizce bloglarda beleş e-book gibi örnekler görüyorum. Mesela blog SEO üzerine, dolayısıyla adam kendi yazılarından bir e-book derlemiş. Diyor ki, yazılarıma abone olursan, bu ebook sana beleş. Dolayısıyla ziyaretçi epostayla abone oluyor ve sevgili blog yazarımız bir okuyucu daha kazanıyor.

Benim ebook yazma gibi meziyetlerim yok ama beleş bir şeyler vermek illa ki gerekiyorsa size sevgimi ya da duamı falan verebilirim. Evet ciddi diyorum. Gelin blog yazılarıma abone olun, ben de sizlere dua edeyim, hem de beleş. Nasıl ama?
İşte gerçek hediyeli abonelik diye ben buna derim.
"Her gün bir bardak iyi gelir" şeklindeki sloganı bizlere hediye ettiği için Ömer'e çok müteşekkirim. Gayet güzel oldu bence. Ama her gün bir bardak bazen olmayabiliyor. O yüzden bir şey daha aklıma geldi.
Bir iki hafta evvel Webrazzi'de denk geldiğim Exoin yazısıyla, daha kısa ve basit yazılar yazmaya meyilli kişiler için geliştirilmiş olan "yarım blog" hizmetini öğrendim. Aslında onlar "mikro blog" demiş ama yarım bize daha uygun. Bakın, üstelik bir bardak hoşaf yerine "yarım bardak hoşaf". Ne kadar uyumlu, değil mi?
İşte bundan sonra ben de bir yarım blog hevesine girdim. Tumblr'dan bir hesap aldım ve buraya yani hoşaf.org'a alt alan olarak ekledim. Bundan sonra yarım bardak hoşafı şu adresten içebileceksiniz:
yarim.hosaf.org
Hayırlı olsun diyor, keyifle yarım hoşafa gelecek düşünceleriniz bekliyoruz, sevgili kaariler*
Blog Günü şenlikleri tüm hızıyla sürüyor. Bu haftaki şenlikler bitti, şimdi özetler...
Önce Ömer altınıyla geldi. Kapıyı yumruklamaya başladı. Dedim n'oluyoruz?!. Üstelik top secret procelerimden bahsetmiş, bir de eski defterleri tozlu raflardan temizlemeden getirmiş [burada bir "aşk olsun" sitem smileyi mevcuttur]. Çok sinirlendim, ben yapacağımı bilir(im)dim! Ayrıntılar: 1 ve 2. 
Fırtına daha dinmemişken, Aslı çıktı ortaya. Yalnız, siteyi ben görmeyeyim diye şifrelemiş, öyle duydum. Meğer arkamdan neler atıp tutuyormuş
Tema ve diş sorunlarında kendisine çok geçmiş olsun diliyorum. Altın için de çok teşekkürler.
Çok geçmeden fırtına, yerini hoş bir Yağmur'a bırakmıştı
. Origamici Yağmur da beni Kafakoparanus Türkçe İmlacıbaşı olarak tasvir etmiş ve korkmuş.
Bak sen, üstelik kesme işaretiyle ayrılarak yazılması gereken -le ekini kesme işaretini koymadan yazmış!*
Ama en önemlisi, kimsenin dikkatini çekmeyen bir yazımı vurgulamış, beni mest etti doğrusu, sevincimden ağzım kulaklarıma vardı. (Merak eden gitsin baksın
Sana da teşekkürler, Yağmur.
)
Ardından MCS geldi. Bir haftadır sanırım bayağı yoğundu ki günden güne yazıyor artık.
Ben eminim ki gün katılımcıları içinde, aramızda en iyi iz süren, tahlil yapan ve bunları cesurca yazabilen yegâne kişilik kendisidir. Adam bütün niyetimi okumuş, çok kısa ve öz bir biçimde anlatmış. Tebrik ediyorum kendisini. Beni anlamak için sizi MCS'nin altınına yönlendiriyorum. Aslan burcuyum ya, liderlik vasfım ordan geliyor
Mustafa abi, sana da hörmetler (bkz: facebook'taki eyvallah smileyi)
Sırada müzmin Fenerli Guijarra vardı*. Getirdiği altınla "Aman Allah'ım"dı, bir şok etkisi dahaydı. Geç kalmasının nedeni demek ki Ömer'le aramızdaki olayları gözetliyor oluşuymuş. İşte gerçek dedektiflik budur dedim kendi kendime. Gülmekten yıkılarak okuduğum bir yazı da buydu sanırım. Kendisine de teşekkür ediyor ve bir Alço gazozu gönderiyorum 
Tabii günlere assolist ünvanıyla katılan Tuğba da yine tam vaktinde geldi
. Hafta içinde, doğru düzgün Wordpress bilmediğim halde, Wordpress hakkında sorduğu ahret sualleri karşısında boş geçmemek için elimden geleni yaptım. Müşteri hizmetleri teknik elemanı olarak ben, kendisini memnun edebilmişimdir umarım
. Teknik destek için herkese her zaman kapımız, MSN'imiz, e-postamız ve hatta iletişim formumuz açık. Dileyen müracaat edebilir. Teknik destek sudan ucuz, üstelik bedava. Memnun kalmazsanız da paranız iade! O değil de, SQL ne demek kaç kişi biliyor, çok merak ediyorum. O bakımdan, SQL'de Evlilik Sorgusu yazımda beni bir tek o anlamış olsa gerek. Tuğba'ya da selamlarımı bir SQL sorgusuyla gönderiyor, hayatta başarılar diliyorum 
Bir gün de böyle geçti. Katılımcıların hepsi gerçekten çok keyifli yazılar yazmışlar. Her birinden ayrı ayrı tebessümlerle, hatta bazılarından da kahkahalarla ayrıldım. Blog Günü, birbirimizi tanıma adına bize bir şeyler kazandırmış olsa da, bence bu çok değerli topluluğun gözünde kendimizi görmemizi sağladığı için asıl kazançlı olan yine bizleriz diye düşünüyorum. Bu etkinliğimiz sayesinde -az ve sadece internet üzerinden de olsa- yazdıklarımdan ve davranışlarımdan göze batan, öne çıkan, çarpıcı yanlarımı ve eksiklerimi bir daha gözden geçirmeme yardımcı olduğunu düşünüyorum ve kendimi kazançlı sayıyorum.
Bu yazıların her biri gerçekten de birer gün altını değerinde bence. Birkaç hafta sonra ne olur bilemeyiz ama bu günümüz sürsün, hepimize -olabildiği kadar- faydası olsun diye dua ediyorum.
Öncelikle ve özellikle Blog Günü Etkinlikleri Daire ve Enformasyon Başkanı Omar Rodriguez Betito Chavez'e olmak üzere, tüm Blog Günü camiasına selam, şükran ve hürmetlerimi sunuyorum. Hepinize çok sevgiler :G *
*: Yıldızlı notların içeriğini, fare imlecinizi üzerine getirerek göz açık kapayıncaya kadar bekletmek suretiyle okuyabilirsiniz (Ekşisözlük "akılı bkz" misali)
Malumunuz üzre, Blog Günü geçen hafta şenliklerle Ömer'de kutlandı. Ben de ordaydım ve kendisiyle o heyecanlı dakikaları yaşadım.
Bugün de gün bende. Ben de burdayım. Lâkin arkadaşlar biraz uzakta sanırım. Bi' Ömer geldi, diğerlerinden ses seda yok... Hayırdır inşallah diye düşünürken, Ömer'den "Haydi yahu, bu kadar yol teptik, bir izzet-i ikram yok mu?" nidaları yükselmeye başlayınca, kazanla yaptığım hoşafı beraber içtik.
Ama sanırım Ömer biraz fazla kaçırdı.
Böyleyken böyle oldu:
Hoşafın böyle etkileri olduğunu bilmiyordum doğrusu.
Uyan abi, hadi...
Bak birazdan arkadaşlar gelicek ama,
ohooo..




Son yorumlar
15 saat 27 dakika önce
19 saat 57 dakika önce
1 gün 16 saat önce
2 gün 23 saat önce
3 gün 4 saat önce
3 gün 20 saat önce
3 gün 20 saat önce
4 gün 1 saat önce
4 gün 18 saat önce
4 gün 21 saat önce