Arşiv: Şubat, 2008
Futbolu öyle çok takip eden biri değilim. Örneğin dün müzmin bir taraftarı olduğum takımın ezeli rakibine yenilmesini sevgili Ömer'den öğrendim. Elbette biraz burukluk yaşadım ama bu olayı da realist Fenerli kimliğimden dolayı çabuk atlattım.
Ama beni asıl şoke eden şey Fifa Street 3 dedikleri şov oldu. Bu şov gerçek mi yoksa sahte mi diye şüpheleniyor olsam bile, izlemek hem büyük keyif verdi hem de futbol cambazlığının ne demek olduğunu biraz daha gösterdi bana. Siz de izleyin, farkı farkedin
Lost izleyenlerdenim. Ama Desmond banyo yaparken, duş başlığındaki deliklerin sayısını sayacak kadar da Lost manyağı değilim hani.
Biliyorsunuz dördüncü sezon başladı. Tüm heyecanıyla ilk dört bölüm de yayınlandı, hep beraber izledik, yorumladık. Ama bugün ben bizim Iraklıyı konuşmak istiyorum.
Sayid Jarrah, ilk bölümden beri, benim şahsi kanaatimce, Müslümanların temsilcisi cihetiyle orda bulunmuştu. Özellikle ilk birkaç bölümde sırf Orta Doğulu (ya da Müslüman) olduğu için terörist ve uçağı düşüren kişi konumunda algılanmasıyla beraber kendini çok güzel savunmuş ve sevgimizi (yani ister istemez benim sevgimi ve tanıdığım birkaç Lost izleyicisinin sevgisini) kazanmıştı. Lakin bizim conservative ve hatta irrotational kimliğimiz göz önünde bulundurularak, yaşadığı Shannon ilişkisinden sonra, kendisine duyduğumuz tüm sevgi ve muhabbetimiz suya dümüş, ve biz de arkasından peeh demiştik.
Neyse, yine de sağlam bi' adam görüntüsü veren Sayid bey hakkında hüsnü zan etmeye devam ettik ve kendisi hakkındaki olumsuz gelişmeleri unutmuş gibi yapmaya çalıştık. Diziye ilk katıldığında nasıldı, hatırlıyor musunuz?

İşte Sayid böyle filinta gibi bir eleman. Boylu poslu, yakışıklı... Dizi boyunca boy ve yakışıklılığından bir şey kaybetmedi tabii. Ama kazandığı bazı şeyler var: Kiloları.

Sayid bey dördüncü sezona gelinceye kadar bol bol yemiş olmalı ki göbek yapmış. Balkon da diyoruz biz buna. Kaç bölümdür bunu görüyorum ama yazmak aklıma gelmemişti. Kardeşimin de bu göbeği farketmesiyle Fark Ettim de'nin fahri bir üyesi olmuş olduk sanırım.

Mustafa'ya da burdan selam ederim.
Ne Örovizyon'u ne de gündemi takip eden biriyim. O yüzden farkettiyseniz pek günlük olaylara bağlı yazılar yazmam. Hatta bayramlarda seyranlarda bile bayramınızı kutlayan yazılarla gelmedim size (siz değerli misafirler) Şimdi tutup bir Eurovision yazısı yazarsam ayıp olmaz mı? Neyse, ben şu an bu yazıyı o jeopolitik yarışmaya atfen yazmadığım için sıkıntı olmaz herhalde.

Konuya geleyim. Malum yarışmada Mor ve Ötesi, Deli adlı şarkıyla bizi temsil edecek. Üç aşağı beş yukarı rakçı sayılırız. Her ne kadar aslen metalikacı olsam da ve Mor ve Ötesi'nin tarzına bayılmasam da güzel şarkıları var Allah için. Yiğidi öldürüp hakkını vermeyi de biliriz. Kardeşim yarışmadan bahsetti, ben de Ekşi'de tevafuk etmiştim galiba. O vesileyle malum yarışmanın yaklaştığını öğrendim. Bizim bu litıl sistır illa ki Mor ve Ötesi'nin hangi şarkıyla yarışmaya gireceğini öğrenmek, dinlemek istedi diye Ares'ten indirip dinledik kendisini. Şarkıyı dinleyince sevgili bacımın ilk gözlemi bu oldu:
E bunlar normal şarkı yapmış?!
Daha doğru bir tespit yapılabilir miydi bilmiyorum. Bence rak camiası açısından her ne kadar yeteri kadar sağlam bir parça yapmış olsalar da, Eurovision için biraz ekstra larç olmuş bu. Tutar mı tutmaz mı, orası beni pek alakadar etmiyor. Tabi sonuçta Sertab bacımızın ardından patlama bekleyen kimse yok, ama Mor ve Ötesi bundan faydalanarak kendilerini bi'kaç kuruşluk daha fazla pazarlayacaklardır, zannımca.
E herkes ekmek parası peşinde. Kendilerine hak veriyorum, sitemize de reklam vermelerini diliyorum 
USB virüsleri peşimi bırakmıyor. Anlamsız bir çekim kuvvetiyle USBlere girip ardından bilgisayarıma karargahlarını kuruyorlar. Haddini bilen misafire her zaman kapımız açık. Kendileri, başımız üstündeki yerlerinde kaykıla kaykıla oturabilirler. Ama mahrem bilgilerimi, şifrelerimi oraya buraya göndermek isteyen, üstelik zaten bana ancak yeten RAMlerimi kullanan hiçbir misafir misafir değildir benim gözümde.
Bunlardan kurtulmak için tabii ki sağlam bir virüs koruma programına ihtiyaç var ama takdir edersiniz ki fiyatlar her zaman el yakar. Ortalama bir bilgisayar kullanıcısının özellikle para verip Windows aldığına şahit oldunuz mu? Ben olmadım. Eğer bilgisayar alırken yanında verirlerse ne âlâ. Hülâsâ, bir antivirüs programına verecek param yoktu şimdiye kadar. O yüzden beleş bir antivirüs olan Avast'tan caymadım. Ama takdir edersiniz ki ucuz etin yahnisi yavan oluyor.
Denemek için Kaspersky Internet Security'yi kurdum. Sonuç göz kamaştırıcıydı. Bilgisayarımda virüsler cirit atıyordu ve Avast'ın ruhu bile duymamıştı şimdiye kadar. Kendilerini bir çırpıda silip attım. Elbet Kaspersky amca bu işi beleşe yapmazdı. Yapmadı da. Para istedi, ben de uyduruk bir seri numarasıyla işi bağlamaya yeltendim. Fakat o da ne! Beni kara listesine aldığını söyledi bir anda. Eh, sağlık olsun Kaspersky amca. Hayy'dan gelen de Hû'ya gitmiyor mu zaten? Kolay geldi kolaya gider. Ha biz bunun üstesinden gelmeyi bilmiyor muyuz sanki? İlla ki biliyoruz, bilmiyorsak da öğreniriz. Ama insan kendi de yazılımcı olunca, korsan program kullanımının vicdan azabını çok derinlerden ve yakıcı olarak hissediyor. Ya da belki bu durum bana hastır, ne bileyim.
Şimdi asıl mesele, bir antivirüs programı olmadan, bilgisayar nasıl korunur mevzuu. Derler ki Linux'ün patronu Linus Torvalds'ın bir lafı vardır: En güvenli bilgisayar fişi çekilmiş bilgisayardır. Bu rivayet doğruysa sanırım benim gibi dizüstü bilgisayar kullanıcılarını hesaba katmamıştı. Dolayısıyla kendi kendimizi kollamanın bir yolunu bulacağız artık. Bu "kendini kollama" olayının ehemmiyetli bir noktası, Windows'un Registry ayarlarıyla haşır neşir olmak galiba. Çünkü bilgisayarı mesken edinen virüsler en önce kendilerini Windows'a sistem bileşeni olarak takdim ediyorlar. Bir nevi köstebek hesabı, yerlerini sağlamlaştırıyorlar.
Neyse, ben kendi başıma illa ki virüs cemaatiyle başa çıkamam ama gördüm ki, gizli dosya ve klasörleri göster dememe rağmen Windows kendi bildiğini okuyup üflüyor. Hiçbir gizli dosyayı ve sistem dosyasını bana göstermiyor. O vakit, bu işin az önce bahsettiğim Registry ayarlarından kıvrılabileceğini hissettim.
Siz de aynı durumdan muzdaripseniz, ben bağlantı adresini vereyim, ona göre birşeyler yaparsınız artık. [Burada yazıyor]
Ben Nokia 2630 alınca, telefonun piyasası ucuzladı. Benim aldığım zamanlarda, dışarıda, dükkanlarda en ucuzu 210 liraya satılıyorken şimdi 180 liraya üstüne 1000 kontörle satılıyor. Garip. Kötü telefon muymuş yoksa?
Ama bundan önce yine ucuz bir telefon olan 1100'ı kullanıyordum ve onu da 40 liraya almıştım galiba, ikinci el.
Fotoğraf: dins_mallari

Hiç telefon satmak gibi bir adetim olmadığından satmak için hiçbir teşebbüs göstermedim ama arkadaşlarımdan birisi telefona ihtiyacı olduğunu söyledi. Kendisi de pek telefonlarla alakalı biri olmadığı için direk "Senin eski telefona n'oldu? Bana satsana" dedi. Ben de 30 liraya sattım. Hayırlı uğurlu olsun.
Bu 30 lirayla artık zenginim 
O kadar tembelim ki Drupal teması yapmayı öğrenmek yerine, kaç zamandır hazır tema peşinde koşuyorum. Lakin kafama göre, güzel, estetik bir şey bulamıyorum. Aramaya harcadığım bu kadar vakti, tema yapmaya ayırsaydım Drupal tema hazırlama programı falan yapardım herhalde
Yok daha neler
Bu tema olayında en çok dikkat ettiğim şey tema genişliğinin yayılmış mı yoksa sabit mi olduğu. Sabit genişlik (fixed width) olduğu zaman, şu anki kullandığım tema gibi oluyor. İnternet gezinti programınızın genişliğini ne kadar oynarsanız oynayın, sitenin genişliği ve bir satırda bulunan kelime miktarı aynı kalıyor. Ama yayılmış genişlik (fluid width) olunca mesela Drupal resmi sitesi gibi oluyor. İnternet gezinti programınızın genişliğini değiştirdikçe, site genişliği de değişiyor. Bu da benim kafamı bozuyor.
Halbuki ne güzel olur tüm siteler şöyle Tekmetokat.org gibi olsa, değil mi yahu?
Fotoğraf: dudemjk

Bilgisayarım deliler gibi çalışıyordu. Bir dizüstü bilgisayarı olmasına rağmen kendinden beklenmeyen bir çalışma azmi ve şevki göstererek, bir elektrik süpürgesi misali gürültü çıkarmaktan kendini alamıyordu. Ben de meraklanıp Ctrl+Alt+Del kombinasyonuyla içten içe neler çevirdiğine baktım.
İlk bakışta şüpheli bir şey yoktu. Ama "SD kullanımı" göstergesinde yani "Sayfa Dosyası Kullanımı" yazan göstergede kaynak kullanımı 1GB'a kadar çıkmıştı. Demek istediğim şey: bilgisayarım hiçbir işlem yapmadığı halde kendi kendine bi' işler çeviriyordu. Meğerse içten içe McaUpdate.exe diye bir dosya çalıştırıyormuş. Adı McAfee antivirüs programına ne kadar da benziyor. Ama ben McAfee de kullanmıyorum. Yine de "update" yazısını görünce bir işe yarıyor sanmıştım.
Neyse, bunu silmenin yolunu Gogıl amca sayesinde öğrendim. Şöyle ki;
- CTRL+ALT+DEL yaptıktan sonra "işlemler" sekmesindeki McaUpdate.exe işlemini durduruyoruz.
- C:\Program Files\Network Associates\Virus Scan\ klasörüne gidiyoruz.
- Muhtemelen McaUpdate.exe dosyasını göremeyeceksiniz. Hemen yukarıdaki menüden: Araçlar > Klasör Seçenekleri > Görünüm'e girip Gelişmiş Ayarlar içindeki "Gizli dosya ve klasörleri göster"i işaretleyip uygula diyoruz. Tamam'a bastığımızda artık görünüyor olmalı. Şimdi bu dosyayı siliyoruz ve inşallah kendisinden kurtuluyoruz.
Ardından SD kullanımına bakınca 200 MB'a kadar indi. İyi oldu.
Not: Gizli dosyalar hâlâ görünmüyorsa başka bir virüs daha var demektir. O zaman şu yazıma bir göz atın:
Virüsüm güldür güldür, gel de yar beni güldür
Üstünden bayağı bir vakit geçmesine rağmen unutmadım. McSarica bu mimi bana göndermişti. Adı Hayali(mi)m. Şimdi cevaplamaya çalışacağım.
Fotoğraf: tsoisi

Benim hayalim Sun Microsystems gibi bir yerde Java'yla alakalı bir projede çalışmak. Şu an için altyapım tabi hazır değil ama, hayaller böyle olmaz mı zaten. Hem Java dediğin nedir ki?
O yüzden önce şunun gibi bir kütüphaneye ihtiyacım olacak;
Fotoğraf: Christophe Vanfleteren

Sonra, bir de Java'ya meraklı bi' oğlum olsa mesela 
Fotoğraf: tfdavis

Hatta bir de şöyle kitaba gömülse mesela 
Fotoğraf: AndrewJ

İşte mim dediğin böyle olur. Tabi bu Java modelinde, çocuğa bir de anne bulsaydık belki buraya uygun olurdu ama hayalin aslında yok, o yüzden eklemiyorum 
Aslında daha farklı bir şekilde cevaplamayı düşünmüştüm, o yüzden onunla alakalı bir resim aramış, fakat bulamamıştım. Gui'ye de bundan bahsetmiştim. Velhasıl, bu mimin geç kalma hikayesi de budur diyerek ayrıntılardan kaçınalım.
Bu bayat mimi birilerine paslamak gerekirse, sevgili Guijarra'ya ve (bundan bir şekilde haberdar olursa) yazılarını beğenerek takip ettiğim Okan'a gönderiyorum.



Son yorumlar
12 saat 21 dakika önce
16 saat 28 dakika önce
16 saat 56 dakika önce
17 saat 1 dakika önce
22 saat 42 dakika önce
23 saat 30 dakika önce
23 saat 31 dakika önce
3 gün 18 saat önce
3 gün 19 saat önce
4 gün 4 saat önce