Arşiv: Kasım, 2007

traer: almak, getirmek. İngilizcedeki to bring fiili gibi.

yo traigo
tú tráes
él trae
nosotros traémos
ellos traen

Bir örnek de hazır bulmuşken yazalım:

yo traigo un regalo para ti
tú tráes un regalo para mi
él/ella trae un regalo para ti
nosotros traémos un regalo para ti
ellos/ellas traen un regalo para ti

el regalo: hediye
para: için

Yani, senin için bir hediyem var gibi bir cümle.  Devamını oku »

İsim dediysem Raul, Fernando, Rafael, Juan, Carlos, Pedro, Manuel, Pablo, Miguel ve benzeri isimlerden bahsetmiyorum. Burda dilbilgisel manada isimler demek istedim. Aşağıdaki videoyla İspanyolca adları göreceksiniz. Böylece kelime hazinenizi geliştirebilirsiniz.


Perulu bir grup olan Zen'den çok hoşuma giden bir parça. Yıllar önce Perulu bir kızdan öğrenmiştim, o gün bugündür mest haliyle dinlemekteyim. Vakit elverirse, gitarımla da çalarım. Hoş şarkıdır vesselam...


Quédate una noche mas
Dejame tratar de asimilar
Qédate una noche mas
Dejame tratar de entender

Prometo no hablar
Prometo no tocarte

El tiempo dirá si me voy si no estas nunca mas
La noche hablara si me voy si no estas nunca más

Quédate una noche mas
Siento que será la última vez
Quédate una noche más
Aunque se nos crucen las miradas

Prometo no llorar
Prometo no sacarme

El tiempo dirá si me voy si no estas nunca más..
La noche hablará si me voy si no estasss nunca más

Yine alıntı bir e-posta, ama güzel bir hikaye...

Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar. Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık verirler. Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar. Onların anlattıklarından, Şakir'in bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında bir başka çiftlik sahibidir. Derviş, Şakir'in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir. Şakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır...
Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir'e teşekkür ederken, "Böyle zengin olduğun için hep şükret." der. Şakir ise şöyle cevap verir: "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, gerçeğin kendisi değildir. Bu da geçer..."

Derviş, Şakir'in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Birkaç yıl sonra, Derviş'in yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir'i hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülerle sohbet ederken Şakir'den söz eder. "Haa o Şakir mi?" der köylüler, "O iyice fakirledi, şimdi Haddad'ın yanında çalışıyor." Derviş hemen Haddad'ın çiftliğine gider, Şakir'i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felâketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak, selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad'ın yanında çalışmak kalmıştır.
Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad'ın hizmetkârıdır. Şakir, bu kez Derviş'i son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır...
Derviş, vedalaşırken Şakir'e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir'den şu cevabı alır: "Üzülme... Unutma, bu da geçer..."

Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkârı ve eski dostu Şakir'e bırakmıştır. Şakir, Haddad'ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: "Bu da geçer..."

Bir zaman sonra Derviş yine Şakir'i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir'in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: "Bu da geçer." Derviş, "Ölümün nesi geçecek?" diye düşünür ve gider.

Ertesi yıl Şakir'in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir'den geriye bir iz dahi kalmamıştır...

Kim umar senden vefâyı,
Yalan dünyâ değil misin?
Muhammed-ül-Mustafâyı,
Alan dünyâ değil misin?

İşte (çalışırken) uyuma tekniklerinden bir kuple...

Önemli Not: Yazıyı okuduktan sonra yorumlara da göz atabilirsiniz. Yazıyı tamamen okumadan yorum yaparsanız gereksiz sorular sormuş olabiliyorsunuz. Biz de mağduruz ve bir şeyler yapılmasını istiyoruz.

-----------------------------------

Avea Hattımdan Kontörlerim Çok Çabuk Düşüyor. Acaba Neden?

Cevap veriyorum: Flycell üyeliği! Ayrıntıları merak ediyorsanız ilerde anlatacağım ama şu an için ne yazık ki pek vaktim yok.

Özet olarak, olay şöyle gelişti:


Üç aydır, kontör yükler yüklemez hesabımdan toz olup uçan kontörlerimin hesabını Avea'dan sordum. Avea, Flycell'e yönlendirdi. Flycell ise "üye olmuşsunuz, telefonunuza gelen onay kodunu internetten girmişsiniz. Kontörlerinizi geri veremeyiz." dedi. Halbuki ben paralı bir hizmete üye falan olduğumu hatırlamıyorum. Önce ücretsiz diyorlar, sonra haber bile vermeden servis ücreti olarak haftalık 25 sms/50 kontör alıyorlar. Modern soygun diye ben buna derim. Yani 150 kontörümü cukka etmiş oldular.

Çözüm:
Siz de çabucak kontörlerinizi gittiğini düşünüyorsanız hemen Flycell'den şüphelenmeye başlayabilirsiniz. Hatta hiç vakit kaybetmeden 5959'a "Iptal flycell" yazıp yollayın. Hiç müşteri hizmetleriyle falan uğraşmayın. Hiç olmazsa bu aramalardan dolayı kontörleriniz eksilmesin. Nasıl olsa diyecekleri şeyler üç aşağı beş yukarı aynı değil mi...

Ekleme: Yorumları da okumayı ihmal etmeyin. ilginç hikayeler var. Sizin de bir hikayeniz varsa siz de yorum olarak yazabilirsiniz.

Ekleme 2: Flycell İptal için 5959 mesaj numarası Avea içindir. Turkcell için de aynı numaranın geçerli olup olmadığını bilmiyorum. Ben hukuki süreci başlatacak bir insanın buraya gelmesini bekliyorum. Herkes şikayetçi olacağından bahsediyor ama kimse bir şeyler yapmıyor. Ya da yapıyor ama bizim haberimiz olmuyor. Eğer konuyla alakalı bir şeyler bilen varsa onların da yorumlarını bekliyoruz.

Ekleme 3: Yorumlara göre sadece "IPTAL" yazmak gerekiyormuş. "IPTAL FLYCELL" değilmiş.

Ekleme 4: Sikayetvar.com sitesindeki Flycell şikayetleri için bkz:
http://www.sikayetvar.com/index.php?ara=flycell&s22.x=0&s22.y=0&loc=ara

Ekleme 5: Çok ilginç bir şey duydum. Bunun trojan olduğu iddiaları ortalıkta dolanıyor. Nasıl bilmiyorum, öğrenirsem sizinle paylaşacağım.

Ekleme 6: Yorumların ikinci sayfası: http://www.hosaf.org/flycell-soygunu?page=1

Bu sefer Feysbûk'taki Fanvol'uma* düşmüş bir geyikle sizleri başbaşa bırakmak istiyorum. Birkaç sene önce "Gazete kupürü" şeklinde görmüştüm. Şimdi de yazıya aktarmışlar. Buyrun...

Şişli'deki bir dürümcünün reklâm broşüründen harfi harfine aktarılmıştır:

Diyet, perhiz, rejim gibi faaliyetler hedefte Türk delikanlılarının ve genelde de Türk milletinin devamını engellemek için dış mihraklar tarafından gündeme getirilmiş şuurlu bir düzmecedir.

Gaye, eskiden bir koyunu, bir oturuşta götüren dev gibi babayiğit atalarımızı ve tarlada doğum yaptıktan sonra bebeğini kundaklayıp, elde orak tarlada çalışmaya devam eden Türk kadınlarını; kalori hesaplayan, hapşırınca yatağa giren, fitness ve aerobik yapan çıtkırıldım tiplere dönüştürmek ve büyük Türk ırkını Çinliler, Japonlar gibi sıska, zayıf ve sağlıksız bir ırk haline getirmektir.

İcabı halinde 240 kiloluk top mermisini tek başına namluya süren bir babayiğidin, kalori hesaplayan, yoğurtlu kebabı reddeden bir züppe haline getirilmesinden daha büyük bir soykırım olabilir mi?

İç yağının, kuyruk yağlarının, anamızın Vita yağının kolestrol
yaptığı palavradır.

Kolestrol, kebapları yedikten sonra iki şişe soda içerek
ayarlanabilecek bir gaz durumudur.

Sakın bu oyuna düşmeyin.

Feminizm, kadın hakları, çevre şuuru ve eşitlik adı altında Türk kızlarının akılları çelinerek, yemek yapmayı bilmeyen, bizim istikbalimiz olan yavrularını, abuk subuk yiyeceklerle yetiştirecek, damak zevki gelişmemiş, sunta kılıklı diyet bisküvilerini yiyecek sanan bir hale getirmişlerdir.

Ayrıca kör olası dış mihraklar, bu kızlarımıza kebap, soğan, çiğ köfte vb. Lezzetleri yiyen, bardak bardak şalgam suyu içen yiğitlerimize hanzo-kıro gibi sıfatlar takmayı öğretmişlerdir.

Ayrıca son yıllarda moda gibi gösterilmeye çalışılan Çin mutfağı diye birşey yoktur. Bu sözde mutfak, acaip zerzevat ile acaip mahlukatın, wog adı verilen bir tencerede yarı pişmiş yarı çiğ olarak hazırlanıp insanlara eziyet olsun diye sopalarla yenmesinden ibaret bir hokkabazlıktır. Sakın kanmayın, sakın yemeyin. Helal değildir!

Unutmayın su uyur, düşman uyumaz! Smiling

RSS'e üye olun da reytingimiz artsın!

Son yorumlar

Yeni yazılardan e-posta ile haberdar olmak için:

Kullanıcıyım, giricem!